Freud’un Nirvana’sından Buda’nın Nirvana’sına

Bu yazı üzerinde çalışırken bir kez daha anladım ki varoluşumuz katman katman. Dolayısıyla varlığımızı çözmeye, anlamaya çalışan düşünüşler, bilgiler, yöntemler de çok katmanlı. Freud’un Nirvana’sıyla ilk karşılaşmamda keskin bir önyargı ile bambaşka bir şeyden söz ettiğini düşünmüştüm. Ancak okudukça Budizm’deki Nirvana ile net ilişkisini gördüm. Freud bu kavramı Budizm’den aldığını söylemez, İngiliz psikiyatr Barbara Low’u referans gösterir ama kavramın içini dolduran bilginin köklerini Budizm’de aramak gerekiyor. Frud’un kavramından yola çıkıp Budizm’e uzandığım için başlıkta kronolojik bir ters çevirmeyi tercih ettim. İyi okumalar…

Ruhsal aygıt (psychic apparatus), Freud tarafından zihinsel yapımız ve zihin mekanizması için kullanılan bir terimdir. Bu yapıyı id, ego, süperego oluşturur.

Freud ruhsal aygıtın temel işleyiş ilkesini 1920 yılına kadar haz ilkesine yani insanın haz arayışına dayandırarak açıklar. Bu ilkeye göre çocukken sevdiğimiz, bize haz veren “şeylere” hemen o anda ve engelsiz bir şekilde erişmek isteriz (id). Büyüdükçe ve toplum kurallarına dahil olmaya başladıkça (süperego) bu arzularımızın karşısında gerçeklik ilkesini buluruz ve hazzımızı ertelemek (ego) zorunda kalırız. Yani çocukken acıktığımızda anında mama (meme) isteyebiliyorken (bize verilsin ya da verilmesin ne zaman isteyeceğimizi hesaplamayız), birer yetişkin olarak iş hayatında acıktığımızda dilediğimiz her an “mama” (meme) erişimimiz olmayabilir. Bu basit örnekte çalışma hayatı gerçekliği ile karşı karşıya kalırız ve hazzımızı ödül beklentisiyle erteleriz. Hazzın karşısında gerçeklik vardır. Ancak burada önemli bir konu daha var ki o da haz ilkesinin, sabitlik ilkesinden kaynaklanması.

Sabitlik ilkesi üzerine okuduğumda yoga ve meditasyon ile ilgilenen biri olarak gördüğüm benzerlikler beni bir kez daha heyecanlandırdı. Sabitlik ilkesi, ruhsal aygıtın uyarım miktarını çalkantısız tutabilmek ile ilgili. Yani bu aygıtta bulunan enerjinin ani boşalımından ya da ani artışından kaçınmaktır. Freud’un sabitlik ilkesinden, ruhsal güçlerin ve enerjilerin sabit ve dengeli kalma eğiliminde olduğu çıkarsaması yapılabilir. Yani psişik enerji, dengeli bir durum arama eğilimindedir ve bizler içsel olarak bilinçli ve bilinçsiz zihinde (bilinçdışı) denge durumumuzu tehdit eden uyaranları engellemeye ya da boşaltmaya çalışırız. Buradan konu katarsise[1] bağlanıyor ancak her ne kadar ilişkili olsa da niyetim Nirvana kavramına doğru ilerlemek ve bu yazıyı kavramlara boğmaktan kaçınmak. Bu nedenle Talat Parman’ın haz ilkesinin sabitlik ilkesi ile ilişkisini özetlediği cümlesinden alıntı yaparak toparlayalım:

Freud, canlı organizmanın enerjinin sabitlik ilkesiyle uyum içinde tüm uyarımların neden olduğu gerilimi ortadan kaldırmayı hedeflemesinin ruhsal yaşamdaki karşılığının haz olduğunu belirtmiştir. Bu ona göre ruhsallığın temelini oluşturur.[2]

Haz ilkesi, insanın hazza odaklılığı değil, dengeli hal arayışıdır sonucuna varabiliriz.

Bu bağlamda Budacı yaklaşımda arzuların duyular yoluyla elde edildiği düşüncesine değinelim. Duyuların keyfine bırakılmış bir hal, ıstıraptır. Buda, arzuyu doğuran şeyin duygular, hisler olduğunu göstermiştir. Duyularımız (uyarımlara maruz kalan) aracılığıyla, ulaştıklarımızı tanımlar, belirler ve arzularız. O şeyi arzulamamız da bizim duygu dünyamızla ilgilidir.[3]

Freud’un kavramsal düşünüşünde genellikle karşıtlıklar söz konusudur. Burada da aynı şey geçerli: Haz ilkesini tarif ederken bunun karşısına gerçeklik ilkesini koymuştur (Yukarıdaki örnekte olduğu gibi). 1. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında gelmekte olan Nazi yıkımını net bir şekilde öngören Freud, savaşın ardından kaleme aldığı Kitle Psikolojisi isimli kitabıyla gelmekte olan daha büyük bir şiddet dalgasını (2. Dünya Savaşı) keskin bir gözlemle haber vermektedir. Aynı zamanda bu süreçte tanık olduğu “insanın yıkıcılığı ve saldırganlığı”, Freud’un bir hipotez üretmesine neden olur: Daha önce Freud kişinin ruhsal işleyişinde haz ilkesinin esas olduğunu söylüyordu. Ancak dünya savaşındaki şiddete tanıklığı sonrası “haz ilkesinin ötesi” olduğunu ileri süren Freud, haz ilkesinden daha temel bir çatışma ile ruhsal işleyişin yönetildiğini söyler. Bu çatışma, eros (yaşam dürtüsü) ve tanatos’un (ölüm dürtüsü) çatışmasıdır.[4]

Freud, Haz İlkesinin Ötesinde adlı makalesini 1920 yılında kaleme alır. Bu makale, psikanaliz dünyası tarafından psikanaliz kuramının üç kurucu metninden biri olarak kabul edilir.[5] Bu çalışmasında Freud, ruhsallığın temel ilkesini bir kez daha sorgularken yeni kavramlar ortaya koyar: “yineleme zorlantısı”[6] ve “ölüm dürtüsü”. Freud, savaşın neden olduğu ruhsal tahribat nedeniyle acı çeken, rahatsız edici şekilde tekrar eden travmatik rüyalar nedeniyle korku ve endişe içindeki askerleri gözlemler.[7] Bu rüyalarda beliren “endişeli tekrarlamalar”da haz ilkesinden farklı bir şeyler gören Freud, Haz İlkesinin Ötesinde adlı çalışmasında, saldırganlığı cinsellik kadar önemli bir güdülenme olarak ifade eder. Bu gördüğü şey daha ilkeldir ona göre. Haz ilkesine karşı çalışan bu “şey” Freud’u “yineleme zorlantısı” fikrine götürür ve bu da onu “ölüm dürtüsü”nün keşfine yöneltir. Haz İlkesinin Ötesinde’yi kaleme almadan altı yıl kadar önce “Anımsama, Yineleme ve Özümleme” adlı bir makale yazan Freud burada hatırlamak yerine yaşantıyı tekrar eden etkenlerden bahseder. Yani, acı ya da utanç hissi verdiği için bastırdığımız, unuttuğumuz olaylar kendini bilinç düzeyinde, hafızada göstermek yerine davranışlarımızda, eylemlerimizde gösterir.[8] Budacı söylemdeki karma kavramının bu bağlamda tartışılabileceğini düşünüyorum. Ayırca “bilinç nerededir?” sorusunun birden çok yanıtına, benim görüşüme göre bir yanıt daha eklenebilir. Yani geçmişimiz, davranışlarımızda motifler oluşturuyor ve şimdinin eylemleri oluşuyor. Hafızamızdakilerin (bilinçdışımızdakilerin / chitta) olumsuz davranışlara dönüşmesi, karmik döngünün tekrarıdır diyemez miyiz? Bunu kesintiye uğratmak keskin bir farkındalıkla mümkündür. Psikanaliz bunu bize analizle sağlar. Serbest çağrışımlı analiz sırasında, özellikle divanda meditatif bir eylemsizlik söz konusudur. Sabitlik ilkesinin bu anda çalıştığını söylesem çok ileri gitmem herhalde.

Ölüm dürtüsü ilk duyuşta biz fanilerin aklına pek yatmıyor elbette. Genellikle ölümü bu yaşama veda, sevdiklerimizden ayrılmak, yuvamız olan dünyadan kopup gitmek ya da ölme arzusu, yaşama son vermeye yatkınlık olarak algılıyoruz. Oysa ki ölüm, canlı yaşamın sonu iken aynı zamanda “cansız yaşama dönüş”[9] demektir. “Freud’a göre ölüm dürtüsü, bütün canlı varlıkların, başlangıçtaki cansız durumlara geri dönme biyolojik ihtiyacından türer.”[10] Ruhsal aygıtın dengede, çalkantısız kalma eğilimi eylemsizlikle (sabitlik ilkesi) ve bu da arzuların sönmesi (Nirvana-ölüm dürtüsü) açıklanabilir.

Haz ilkesi, ruhsallıktaki gerilimi en aza indirilmesini hedefleyen bir haz arayışı iken, ölüm dürtüsü de Nirvana ilkesinden kaynaklanır ve o da “tüm uyarımları sıfırlamayı, bunu da tüm bağları yok ederek yapmayı hedefler.”[11]

Haz İlkesinin Ötesinde metninde bahsi geçen şey “gerilimin yokluğu, atalet, düşüncesizlik, düşünmeme hali, Nirvana benzeri bir zihin durumuna doğru bir eğilim şeklinde, var olan sessiz bir çekimdir.”[12]

“Haz ilkesinin ötesinde” ne var diye baktığımızda bunun herhangi bir arzunun doyurulmasından elde edilen haz olmadığını görüyoruz. Bu, tüm arzuların değillenmesinden elde edilen bir hazdır. Burada, Upanishadlar’da geçen bir ifadeye değinmek istiyorum: “Neti neti” [13] Bu değilleme, atman için yapılmıştır. Kısaca bireysel ruh diyebileceğimiz atman için ki evrensel olan da Brahmandır, Upanishadlar’da bilge “Neti! Neti!” diye haykırır yani “Hayır hayır! Sen bu değilsin, sen şu da değilsin!” Eliade’nin açıklamasıyla: “Bu yaratılışın içine sürüklenmek zorunda değilsin; zorunda değilsin, yani kendi varlığının has yasası sana bunu dayatmıyor.”[14] Eliade’den referansla gidecek olursak, arzulara kozmos ile irtibat diyelim. Yani madde ile bağ. Dönüşen, ölen, kaybolan, geçip giden şeyler, kutsal değildir yani madde dünyasına aittir. Kozmosla, değilleme yapmadan kurulan irtibat, cehalet ve ıstırap içine düşüştür. “Özgürlüğe giden yol zorunlu olarak kozmos ve kutsal olmayan yaşamla irtibatın kesilmesine neden olacaktır.”[15]

“Arzuların değillenmesi” ile özgürleşme yolunda atılan bu adımlar, arada bir köprü kurulabileceğini düşündürttü bana. Bu bağlantıdan devamla arzulardan, koşullanmalardan azade olmak kurtuluş yolunda atılan adımlardır ve bu hayattayken kurtuluştur diyebiliriz yani bunu başarmış kişi, “Daha bu hayatta kendi içine gömülmüş (nicchata), nirvanaya ermiş (nibbuta), mutluluğu içinde duyan ve vaktini Brahman’la özdeşleşmiş ruhuyla geçiren kişi”dir.[16]

Nirvana da tıpkı ölüm gibi tam, net tarif edilip tanımlanamaz. Hatta Buda bu tanımlamadan özellikle kaçınmıştır zira tanımlar ötesi olarak görür bu kurtuluş halini. Nirvana “Ne odur ne odur.” Freudien terimlerle ölüm dürtüsü ya da Nirvana ilkesi ruhsal aygıtın eylemsizlik hali, dış uyaranlardan sıfır derecede etkilenme hali, arzuları değillenmesiyle ulaşılan kurtuluş halini sunar.

“Kendi içine dönüp kapanan yogin (…) Nirvana’nın, onun doğasının, etkinliğinin bilincine varır. Müşahede halinden çıktığında, haykırır: ‘Oh! Nirvana, yok oluş, sükûnet, fevkalade, kurtuluş!’”[17]

Bu arada Freud, nadiren de olsa ödünç aldığı kavramlara referans[18] vermiş ve Nirvana ilkesini İngiliz psikanalist Barbara Low’a borçlu olduğunu söylemiştir. Low ise Nirvana kavramını Upanishadlar’a olan hayranlığını bildiğimiz Arthur Schopenhauer’dan almıştır.

Toparlamak gerekirse, Freud’un eylemsizlik (sabitlik ilkesi), Nirvana ilkesi ve ölüm dürtüsü kavramlarıyla bize anlattığı, ruhsal yapımızın uyarılmış halinin sönmesine dair bir itkidir. Yani Freud mutlak dinginlik haline bir eğilimimiz olduğunu varsayar ve Nirvana ilkesinin içsel gerilimden mutlak bir şekilde kurtulmayı hedeflediğini düşünür. [19] Sabitliğin, Nirvana’nın, ölüm dürtüsünün çıktığı ortak adres budur. İçsel ve dışsal uyaranlardan etkilenmeme ve arzuların sönümlenmesi.

İnsanlığın “mutlak dinginlik haline” meyilli olduğunu kabul etmek istiyorum. İki dünya savaşına tanık olan Freud, askerlerin travmalarını ve torunu Ernst’ün makara oyununu gözlemleyerek ve bence hiç sözünü etmese de Budizm’den ve belki de Hint felsefesinden etkilenerek binlerce yıllık bir kavramı, içini boşaltmadan, layığıyla kullanır.

“Sağlık en büyük servettir. Halinden hoşnut olma ise en büyük hazine Kendine güven en büyük dosttur. En büyük mutluluksa Nirvana Dhammapada (Sukhavagga)”[20]

Walter Ruben, Buda’nın asıl amacının sadece huzur ve dinginlik içinde yaşamak olduğunu, Buda’nın vaazlarında sık sık kurtuluştan, salt özgürlükten, Nirvana’dan bahsettiğini ancak yukarıda da belirttiğim gibi Nirvana’yı tam olarak tarif etmediğini belirtir ve bunu “Hiçbir kavramın, sözcüğün Nirvana’yı anlatamaz olması” ile açıklar. Buda, “sönmek” anlamına gelen Nirvana kelimesini “kurtuluş” için kullanmıştı. Genel hatlarıyla Budist yaklaşımın amacını, yaşamın ıstıraplarını görüp kabul ederek bunlardan kurtulup Nirvana’ya erişmek olarak tarif edebiliriz. Peki “acı” nedir? Buda, ilk vaazını verdiği Benares’de şunları söyler:

“Doğmak acıdır, yaşlılık acıdır, hastalık acıdır. Ölüm acıdır, sevilmeyenle birleşmek acıdır, sevilenden ayrı kalmak acıdır. İstediğini elde edememek acıdır…”

Buda bu konuşmasının devamında acıyı doğuran nedenler olarak hırs ve arzuyu gösterir. Arzuyu ve hırsı yenerek acının üstesinden gelinebilir.[21] Istıraba son vermek, arzulardan sıyrılmak için sürekli tekrarlanan devrelerden (samsara) kurtulmanın yolu Nirvana’dır ve Nirvana yolunda yürümek Budist öğreti tarafından Sekiz Aşamalı Asil Yol ile mümkündür. (Doğru düşünce, doğru amaç, doğru söz, doğru anlayış, namuslu kazanç, doğru eylem, uyanıklık ve doğru odaklanma.)

“Arzuların, ıstırapların, acıların, nefretin sönmesi” diyebileceğimiz Nirvana dünya ötesi bir kavram değil, bu dünyada erişilebilecek, saf bilinç halidir. Budizm’in temel kavramlarından biri olan Nirvana, nedensellik yasası (karma)’ndan kurtuluştur.

“Nedensellik yasasında, ilk yasa 1) Yanılgıydı. Yanılgıdan 2) güdülenmek, içgüdüler oluşuyor. 3) Buradan da Bilinç oluşuyor 4) Bilinçten ad- biçim, özne-nesne ikiliği veya etkenle etkenin etkilediği iş ikiliği doğuyor. Bunlardan da 5) duyular oluşuyor. Duyulardan 6) duyularla-nesnenin karşılaşması oluşuyor. Duygular ve coşkular duyu, nesne karşılaşmasından doğuyor. 7) Duygular ve coşkular ise istekleri, hırs ve arzuyu, sahip olmayı körüklüyor, bundan 8) sahip olma doğuyor ve istekler tutkuya dönüşüyor. 9) Tutkular yaşam isteğine, tutkulara bağımlılığa yol açıyor 10) Bundan da oluşum meydana geliyor. 11) Oluşumsa doğmaya 12) doğmaksa ihtiyarlık ve ölüme ıstıraplara ve acılara neden oluyor.”[22]

Karmayı reddediş, karma yaratmayıştır. “Bu yanılgılara son vermek, arzuyu değillemek, ölüm dürtüsünün sesini duyup eylemsizlik (sabitlik ilkesi) üzerine çalışmak bu 12 maddelik yasayı önce fark edip tanımamızı, sonra reddedişi (neti neti) ve ardından özgürlüğü nasıl sağlar?” diye sorarsak, benim yanıtım her zaman analiz divanında çalışmak, yoga matında çalışmak ve meditasyon minderinde çalışmak olur.

Bu yazıyı, Budacılığı benimsemiş Uygurların yazdığı “İşte Öyle Yerlerde” adlı şiirin[23] son dizeleriyle bitiriyorum:

“Gögerip duran güzel dağlarda, gönlün hoşlandığı tenha yerlerde Kesif, sık söğütlükler içinde, kaynayıp köpüren göller arasında başta göz olmak üzere, bütün hasselerden sıyrılıp her şeyin göründüğü, bilindiği gibi olduğu yerde hiçbir arzu beslemeden, huzur tatmak işte öyle yerlerde!”

[1] APA Dictionary of Psychology

[2] Parman, T., Freud’un Makara Oyunu, “Haz İlkesinin Ötesinde” Metninin Çağrıştırdıkları

[3] Ruben, W., Eski Metinlere Göre Budizm

[4] Doğan, S., Freud’un Kuramında Ölüm Dürtüsü, Freud Diye Diye, Podcast

[5] İstanbul Psikanaliz Derneği, Psikanaliz Yazıları-41 (Diğer iki metin: Düşlerin Yorumu ve Cinsellik Üzerine Üç Deneme)

[6] Parman, T., a.g.e

[7] Doğan, Serpil., a.g.e.

[8] Doğan, Serpil., a.g.e.

[9] Parman, T., a.g.e.

[10] Doğan, Serpil., a.g.e.

[11] Parman, T., a.g.e.

[12] Doğan, Serpil., a.g.e.

[13] Upanishadlar’da 5 defa geçmiştir. “Bu değil, bu da değil”. “Atman ne şudur ne de bu”.

[14] Eliade, M., Yoga, Ölümsüzlük ve Özgürlük

[15] Eliade, M., a.g.e.

[16] Eliade, M., a.g.e. (Anguttara-nikaya, I I , 206.)

[17] Eliade, M., a.g.e.

[18] Teber, S., Ayla Ş., Didik Didik Freud

[19] Kızıltan, H., Sol Memenin Altındaki, Eros ve Thanatos Üzerine Notlar, Psikanalizin Dili

[20] Dhammapada. Narada Maha Thera Maha Bodhi, Society Of India-Calcutta. Çev. L. Bozkurt

[21] Ruben, W., Eski Metinlere Göre Budizm

[22] Ruben, W., a.g.e.

[23] Çev. L. Bozkurt

Arayış mı, buluş mu?