“Meditasyonu kana kana içtim”

Dün çölde çok susamışım da birden suya ulaşmışım gibi yaptığım meditasyonu kana kana içtim. 5 senedir gelgitli meditasyon deneyimim artık sakinleşti. Her şey bir yana meditasyon benim için ‘bir zevk’ halini aldı. Faydasını, ıvırını zıvırını düşünmüyorum. Yanımda yöremde, önümde arkamda beyin ve sinir sistemim kendi kendini şifalandırsın ne ala, ben sadece kendimi meditasyona bırakmak istiyorum. Çünkü sev-dim ben bu işi!

Çünkü itiraf ediyorum röntgenlemeyi severim. Bakmayı, dinlemeyi, izlemeyi… metroda, parklarda, yan masaları falan… Neyse daha ileri gitmeyeyim de karanlık yönler dökülmesin ortalığa. Meditasyonla röntgenleme ilişkisini keşfettiğimde ‘olay’ benim için ‘anlam’ kazandı. İşte kimimizde  ‘meditasyonun ne gibi faydaları var, rica etsem açıklar mısınız?’ sorusuna aynı nezaketle verilen ikna edici, bilimsel, şık cevaplar işe yarıyor, kimimizde de ‘Allah’ım reality şov gibi zihnim, seyret seyret bitmez’ hali… Sorunlar, dramlar, ailenin hiç açılmayan kilitli dolapları, iş yeri entrikaları, fanteziler, karanlık yönler, gündelik ıvır zıvır, biri gidiyor, biri geliyor, bazen hepsi yan yana kol kola. İlk dönemlerdeki ‘sen sus, sen çık dışarı, sen konuşma, sen tek ayak üstünde dur’ tavrımı kenara koyduğumdan beri benden rahatı yok. Oturuyorum mata, bazen koltuğa, bazen sandalyeye ve sadece gözlerimi kapatıyorum. Başlasın cümbüş, dram, dedikodu, bir önceki bölümün özeti, yeni bölüm, reklamlar…

Meditasyon yaparken zihnim bir dakika bile susmuyor, (ki hakkını yemeyeyim 3-4 kere susuverdi ve o ne şahane bir his öyle), nasıl bir kakofoni içinde yaşıyoruz hayret,  zihnim deli gibi çalışırken ben uzaktan ona bakıyor ve ‘Allah’ım ne şanslıyım ki bu kargaşanın içinde değilim’ diye düşünüyorum, aslında düşünmüyorum kelimelere dökülen bir şey değil bu, hissettiğim daha ziyade bedensel bir memnuniyet diyelim; ‘hiçbir şeyi çözmek zorunda değilim, cevap vermeği erteleyebilirim, yan masa bu ya, sadece yan masa’.

Geldiğim yer evet bu kadar mütevazi, zihnimden geçenleri görmeyeceğim, duymayacağım kadar onların üstünde, ötesinde olduğum bir nokta değil, geldiğim nokta, sadece ve sadece bu düşüncelere cevap vermemek, onlarla sohbet etmemek, zihnimin kucağıma bıraktığı sorularla ve sorunlarla arama mesafe koymak oluyor ki, benim için bu kadarın bile başımın üstünde yeri var. Nerden nereye…

Meditasyona oturduğumuzdaki zihnimiz nasılsa, bize gündelik hayatta eşlik eden zihnimiz de aynı anatomiye sahip. Meditasyonda zihnimizde hep aynı sorular dönüyorsa, gündelik hayatta da aynı sorulara takılıp kalmışız böyle yani bu, bilelim… Yok eğer zihnimiz oradan oraya hoplayıp zıplıyorsa, aynı maymunu taşıyoruz içimizde. O maymun dinliyor insanları, o maymun karar veriyor meselelere, o maymun seyrediyor Nuri Bilge Ceylan’ı, sonra da adama sıkıcı diyor, hiç kendine bakmadan. O çok yavaş değil, sen çok hızlısın…bu cümleyi güvenle kurabilmek için her şeyden önce zihnimizin gerçek kişiliği ile tanışmamız gerek. Bir göz teması kurmamız…

Gündelik hayatın ritminde akarken fark etmiyoruz olanları. İşte bir programımız oluyor her gün, o program peşinde oradan orada savruluyoruz, bedenimiz bir yerde, zihnimiz başka bir yerde/yerlerde…Kendimizi bölüyoruz, ayırıyoruz, parçalıyoruz. Birleştirmiyoruz da sonra… Boşluk yaratmıyoruz, alan açmıyoruz, sadece her gün yeni dış uyarıcıların zihnimize yerleşmesine izin veriyoruz, daha da kötü bunu fark etmiyoruz bile.. Bu yüzden meditasyon bir festival geçidi gibi, her gün bırak gelsinler geçsinler önünden, göstersinler marifetlerini…yeni yüzler& yeni kostümler, eski yüzler&yeni kostümler, yeni yüzler&eski kostümler, eski yüzler&eski kostümler…

Kötü meditasyon da yoktur ayrıca, sadece yapılmamış meditasyon vardır. Ne demek ben meditasyonda kötüyüm???

Sevgiler,

Çağla Güngör

webcozumleri“Meditasyonu kana kana içtim”