Yoga, Nefes, Zihin İşçiliği

Nilüfer Eyiişleyen, Marmara Üniversitesi Gazetecilik Lisans, Bahçeşehir Üniversitesi, Sinema Yüksek Lisans mezunu; İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi, Felsefe öğrencisi. 20 yıl boyunca reklam metin yazarı; seyahat, sinema, ekonomi temalı dergilerde editör; uluslararası markalara kurumsal iletişim hizmeti veren ajanslarda yayın koordinatörü olarak çalıştı. Kurucusu olduğu iletişim ajansında yönetici ve içerik üreticisi olarak çalışmalarını sürdürüyor.

Uzaktan yoga

Yoga bilgisini paylaşmak için eğitim almaya karar verdiğimde bir film arasındaydım. Hangi film olduğunu keşke hatırlasam. Hangi sinema, hangi koltuk ve bir gün ortası olduğunu anımsıyorum. Pandemiden önce sıklıkla yaptığım gibi sinemada tek başıma film izlemenin tadına varıyordum o gün de. Antrakt oldu, ışıklar yandı, reklamlar başlamadı, çoğunlukla olduğu gibi koltuğumda oturmaya devam ettim. Arayan

Tümgüçlü halinizi ve geçiş nesnenizi nasıl bilirsiniz?

İz Sürücü (Stalker, Tarkovsky, 1979) “izlediğim en çarpıcı filmler” listesinde ön sıralardaki yerini aldı. Evet bu kült filmi yeni izledim. Sinema yüksek lisansı yaparken çok etkilendiğim bir ifadeyle karşılaşmıştım, sanıyorum söyleyen Yusuf Kaplan idi. Aşağı yukarı şöyle: “Film izledikten sonra kısa süre için başka tür bir canlıya dönüşürüz. Bir süre sonra yine kaldığımız yerden devam

Erdem, zorbalık ve dijital zorbalık üzerine

Bu iki kavramın (erdem/zorbalık), zıtlıkları itibariyle, birbirini çok iyi tamamladıklarını düşündüm. Zorbalık kavramını Lacancı ve Freudien okumalarım, deneyimlerim, gözlemlerim ışığında, erdemi de Batı, biraz Doğu felsefesi ışığında ele alıyorum. İlk gözlemimi şu cümleyle ifade edebilirim: Bugünlerde zorba olmak “elimizin altında”. Fark etmiyoruz bile. Gerçi kimse de kendi kendine “Amma da zorbayım” demiyordur herhalde. Dese belki

Arzunun O belirsiz nesnesi*

“İhtiyaç ve talep arasında boşluk yaratabilmek” üzerine bir deneme Hayatınızda hiç delice arzu ettiğiniz bir şeye ulaştınız mı? Peki sonra ne oldu? O şey ile ne yapacağınızı bilebildiniz mi ya da “sıradaki” mi dediniz? Bu esnada ihtiyacınız ile talebiniz (İhtiyacın dile getirilmesi) arasındaki boşlukta (Lacan) hiç durup düşünmeyi denediniz mi, yoksa arzunuzun o boşluğa kurulmasının

Bilinçdışı, Unbewußt ya da Chitta. Peki ya bilinçaltı?

Hız, haz, yas, mutluluk, şefkat, arzu, bağlanma, özgürlük, acı, farkındalık, şimdide ve burada olmak, yapmak yerine olmak, acı, zihin, koşullanma, beklenti, yargı… Batılı düşünüş biçimi bu kavramlardan söz ederken Epikuros’dan giriyor, Freud’dan çıkarken illa ki Nietzsche’ye, Schopenhauer’a, Spinoza’ya uğruyor. Büyük düşünürlerin insanı sarıveren düşüncelerinden söz edilirken örneğin Bruno’nun, Schopenhauer’un, Spinoza’nın Hint düşünüşünden ne kadar etkilendiğine

Nefesine yaklaş, sana bir şeyler söylüyor.

“Om! En büyük ve en iyi olanı bilen, en büyük ve en iyi olur. Yaşam Soluğu (Prana) en büyük ve en iyi olandır.”* — “Yaşam soluğu (Prana) umuttan daha büyüktür. Nasıl tekerlek parmakları tekerleğin göbeğinde birleşirse, bunun gibi her şey yaşam soluğuna bağlıdır. Yaşam ancak bu solukla sürebilir. Yaşam soluğu hayat verir.”*   Yukarıdaki satırlar,

“Türün başka bir biçime geçmesi doğal akışa bağlıdır”

Başlık; İ.S. 200’lü yıllarda yaşadığı bilinen Patanjali’nin, Yoga Sutraları’ndan.* Doğal evrim/dönüşüm zaten gerçekleşmek isterken bunun gerçekleşmesinin yolunu kapatan engellerden söz eder Patanjali ve kendi yolunda akmak isteyen ama önünde engeller olan bir akarsudan örnek verir. Bu suyun önündeki engelleri kaldırmak… İşte bu, dönüşümü başlatacak “eylem” olarak işaret edilir Yogasutra’da. Durgun sudan, akarsuya dönüşümü yani başka