Yoga, Nefes, Zihin İşçiliği

Nilüfer Eyiişleyen, Marmara Üniversitesi Gazetecilik Lisans, Bahçeşehir Üniversitesi, Sinema Yüksek Lisans mezunu; İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi, Felsefe öğrencisi. 20 yıl boyunca reklam metin yazarı; seyahat, sinema, ekonomi temalı dergilerde editör; uluslararası markalara kurumsal iletişim hizmeti veren ajanslarda yayın koordinatörü olarak çalıştı. Kurucusu olduğu iletişim ajansında yönetici ve içerik üreticisi olarak çalışmalarını sürdürüyor.

Uzaktan yoga

Yoga bilgisini paylaşmak için eğitim almaya karar verdiğimde bir film arasındaydım. Hangi film olduğunu keşke hatırlasam. Hangi sinema, hangi koltuk ve bir gün ortası olduğunu anımsıyorum. Pandemiden önce sıklıkla yaptığım gibi sinemada tek başıma film izlemenin tadına varıyordum o gün de. Antrakt oldu, ışıklar yandı, reklamlar başlamadı, çoğunlukla olduğu gibi koltuğumda oturmaya devam ettim. Arayan

Erdem, zorbalık ve dijital zorbalık üzerine

Bu iki kavramın (erdem/zorbalık), zıtlıkları itibariyle, birbirini çok iyi tamamladıklarını düşündüm. Zorbalık kavramını Lacancı ve Freudien okumalarım, deneyimlerim, gözlemlerim ışığında, erdemi de Batı, biraz Doğu felsefesi ışığında ele alıyorum. İlk gözlemimi şu cümleyle ifade edebilirim: Bugünlerde zorba olmak “elimizin altında”. Fark etmiyoruz bile. Gerçi kimse de kendi kendine “Amma da zorbayım” demiyordur herhalde. Dese belki

Arzunun O belirsiz nesnesi*

“İhtiyaç ve talep arasında boşluk yaratabilmek” üzerine bir deneme Hayatınızda hiç delice arzu ettiğiniz bir şeye ulaştınız mı? Peki sonra ne oldu? O şey ile ne yapacağınızı bilebildiniz mi ya da “sıradaki” mi dediniz? Bu esnada ihtiyacınız ile talebiniz (İhtiyacın dile getirilmesi) arasındaki boşlukta (Lacan) hiç durup düşünmeyi denediniz mi, yoksa arzunuzun o boşluğa kurulmasının

Bilinçdışı, Unbewußt ya da Chitta. Peki ya bilinçaltı?

Hız, haz, yas, mutluluk, şefkat, arzu, bağlanma, özgürlük, acı, farkındalık, şimdide ve burada olmak, yapmak yerine olmak, acı, zihin, koşullanma, beklenti, yargı… Batılı düşünüş biçimi bu kavramlardan söz ederken Epikuros’dan giriyor, Freud’dan çıkarken illa ki Nietzsche’ye, Schopenhauer’a, Spinoza’ya uğruyor. Büyük düşünürlerin insanı sarıveren düşüncelerinden söz edilirken örneğin Bruno’nun, Schopenhauer’un, Spinoza’nın Hint düşünüşünden ne kadar etkilendiğine

“Altı üstü iki hareket yapacağız, nedir bu tantana, bu süslü laflar…”

Yogaya ilk başladığımda sınıfta sık sık söylenen ‘bedeninle bağ kur’ cümlesini hiç anlamıyordum. Şimdi kelime olarak beden ne demek biliyorum, kur fiilini anlıyorum, bağ kelimesini de…Ama beden, bağ ve kurmak bir araya gelince ortaya çıkan şey niye bu kadar önemli anlayamıyordum. Zaten ben ve bedenim aynı değil miyiz? Bağ kurmaktan öte bedenimle bir değil miyim? 

Sahi, siz neden yogaya başlamıştınız?

Birkaç yıldır yeni başlayanlar için yoga dersleri veriyorum. İlk buluşmalar benim için hala heyecan vesilesi. Her zaman da öyle olacak gibi görünüyor. Dört buluşmadan oluşan bu programın ilk derslerinde sorarım: _ “Neden yoga yapmak istiyorsunuz?” Genelde bu soru pek beklenmez. Kendini bir anda matın üzerinde buluvermiş gibi şaşırıp düşünenler de olur, bir fikri olanlar da…

Underground Yoga’dan ne anlıyorum?

İzmir’de Pure Nefes&Yoga’da Underground Yoga üzerine bir atölye çalışması yapacağım. Güç ve efor gerektirdiğini düşündüğümüz asanaların içine kendimizi bırakarak, pranayamalar ile daha da derinleşerek etkiyi hissedeceğimiz bir çalışma… Güçlendiren pozlarda bırakmak mümkün mü, bırakarak güçlenmek nasıl mümkün, bunu keşfedeceğiz. Cildimizde, eklemlerde, kemiklerimizde, kaslarımızda, iç organlarımızda asanalar bize ne hissettiriyor, bunlara odaklanacağız. Yerle ve hava ile