Sen folik asiti gene al

Benim zamanımda hamileliğin birinci ayında, hatta hamile kalmadan önce folik asit almak çok önemliydi. Bunun o kadar üstünde duruluyordu ki benim gibi planlı bir hamilelik yaşamayan anne adayları anneliğe dair ilk suçluluk duygularıyla sanırım bu folik asit etrafında tanıştı. Aylık doktor kontrolleri için bekleme salonunda otururken sorardık birbirimize, ‘Siz folik asit almaya ne zaman başladınız?’

Evet çok popüler çünkü rasyonel, basit, verimliliği destekliyor: Mindfulness

Artık kabul edelim, iş hayatı bizim merkezimiz. Günümüzün büyük bir kısmı işle geçiyor. Mesaiyi bitirdiğimizde bile zihnimizdeki şalteri kapatamıyoruz. Üstelik artık tüm bilimsel araştırmalardan da biliyoruz ki bu şalter sadece zihnimizde değil, kalbimizde, karnımızda omuzlarımızda… İş hayatımızda ne yaşıyorsak bedenimiz de birebir etkileniyor. Kariyer basamaklarında ilerlediğimizde de sorumluluklar dışında üstümüzdeki baskı da artıyor. İş hayatının

Evet çok popüler çünkü merkezinde kalmanı, iç sesine ulaşmanı destekliyor: Mindfulness

Sahnede olmak çok heyecan verici ve adrenalini bol bir deneyim; pek çok insanın dikkatinin tam merkezinde olmak, sesinizi, bedeninizi performansınızı seyircinin değerlendirmesine teslim etmek baştan çıkarıcı ve korkutucu. Sahneye çıkmak ‘beğenilmeme’ riskini kabul etmek demek. Bu riski baştan göze almak, bu riski belki de her defasında hissederek gene de inandığın bir alanda sahneye çıkmak… ve

YogaBizz ve Siz ve Biz…

Yoga ve meditasyon çalışmalarımızı farklı alanlarla zenginleştirmeyi seviyoruz. Bu pratikler bizim için hayattan kaçtığımız küçük adalar değil, hayatın içinde daha sağlam ve köklü durmamızı sağlayan kanallar. Atölye çalışmalarımızda, eğitimlerimizde, stüdyo ve özel derslerimizde sizlerle bunu paylaşıyoruz. Şirket çalışanlarıyla yaptığımız grup dersleri, “Yogaya başlangıç programı”, üniversite öğrencileri, bazı sağlık problemleri olan özel ders katılımcılarımız, stüdyo derslerimize gelen

Bir Kumkurdu, Balık, Çiçek ve Ben

 Gördüğünüz duvar resmi Müge Okay’a ait, Om Yoga’nın merdivenlerinde. Çok severim Müge’yi, çok komiktir, çok tatlıdır ve çok yeteneklidir. Dünyanın lafını konuştuk da bu çizimle ilgili konuşmadık hiç, tuhaf… Resim boğucu geliyor bana, bayağı bedenimin içinde bir taş var sanki, beni bir nehrin altına doğru çekiyor, su tuzlu değil kaldıramıyor beni, batıyorum dibe, nefes alamıyorum,

Burada Sorun Var Houston*

Şimdi sanki şöyle bir durum da çıktı ortaya, aslında pek bir problemimiz yok, uygarlığın geldiği bu noktaya kendini adapte edemeyen şapşirik sinir sistemimiz durmadan yanlış alarm veriyor. Bu yüzyılın şanslı insanları olarak bizler güvenli ortamlarda, güvenli evlerimizde yaşıyoruz, artık vahşi hayvanlardan kaçmamıza, avlanmaya ihtiyacımız yok. Su ihtiyacımız için timsahlara yem olmuyoruz, salgın hastalıklar kırmıyor soyumuzu

Hocam, doğru yapıyor muyum?

Bir yoga hocası olarak derslerde sıklıkla duyduğum soru ‘doğru yapıyor muyum?’ Özellikle yin dersindeysek cevap vermek zor bu soruya. Yüzüne bakıyorum, yüzü rahat mı, çenesi falan, kaşları çatık mı (gerçi bu kaş meselesi tuhaf, kendimden biliyorum her şey yolundayken bile çatık o kaşlar, neler yaşanıyor acaba arka planda lütfen anlayanlar bana da bir anlatsın)… El

“Follower” beden

Beden zihin ilişkisinde denge sanki biraz kaybolmuş, ipler sanki zihnin eline geçmiş, zihin karar veriyor genelde ne yapılacağına, mesela çok yorgun beden, dışarı çıkacak hali yok, ama önceden verilmiş bir söz var gidiliyor, daha fenası o işe gidilecek tabii ki her gün. Ya da çok enerjik, uyumak istemiyor, hareket istiyor ama uyunması gerek çünkü sabah erken

“Meditasyonu kana kana içtim”

Dün çölde çok susamışım da birden suya ulaşmışım gibi yaptığım meditasyonu kana kana içtim. 5 senedir gelgitli meditasyon deneyimim artık sakinleşti. Her şey bir yana meditasyon benim için ‘bir zevk’ halini aldı. Faydasını, ıvırını zıvırını düşünmüyorum. Yanımda yöremde, önümde arkamda beyin ve sinir sistemim kendi kendini şifalandırsın ne ala, ben sadece kendimi meditasyona bırakmak istiyorum.